Yorumlar

Kore’den Menbiç ve Sincar’a Türk-Amerikan İlişkileri

Zeytin Dalı Harekâtı'nın ana hedefi olan Afrin'in başarılı bir şekilde ele geçirilmesinin ardından gözler PKK/YPG'ye karşı mücadelenin diğer cephelerine çevrildi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Sincar ve Menbiç'in sırada olduğunu açık bir şekilde dile getiriyor.
Bu gelişmelerin ardından, Türkiye'nin söz konusu bölgelere yönelik operasyonlarına ABD'nin nasıl tepki vereceği sorusu da en önemli gündem maddesi hâline geldi.
Washington yönetiminin, Afrin'de olduğu gibi, Sincar'ın doğrudan "kendi operasyon alanlarına girmediği" açıklamasıyla buradaki PKK hedeflerine yönelik bir operasyona müdahil olmaktan kaçınması söz konusu olabilir. Sonuçta bu bölgede ABD'nin PKK'dan farklı olduğunu iddia ettiği YPG değil, terör örgütü olarak tanıdığı PKK'nın doğrudan kendisi var. Ancak CENTCOM yönetimi, ileride önemli görevler vermeyi düşündüğü PKK'nın yıpranmaması için Bağdat üzerindeki nüfuzunu kullanarak Türkiye'nin Sincar'a yönelik operasyonunu engellemeye de çalışabilir. Bu noktada ABD'nin Bağdat üzerinde ne kadar nüfuzunun kaldığı ve PKK'ya sahip çıkma konusunda ne kadar istekli olacağı belirleyici olacaktır.
Menbiç konusuna gelince, anlaşılan o ki, bu bölgenin Amerikan yönetiminin ifadesiyle "kendi operasyon alanlarına girip girmediği" konusunda ABD'de kafa karışıklığı var.
"CENTCOM yönetimi" Menbiç'i kendi operasyon alanında görürken, "Washington yönetimi" görmüyor olabilir!
YPG unsurlarının Fırat'ın batısına geçmeyecekleri sözü yalan çıktıktan sonra, bu teröristlerin Menbiç'ten çekilecekleri yönündeki sözleri de bir başka aldatmaca olan Washington yönetiminin bu şehirdeki PKK/YPG teröristleri için "müttefiki" Türk ordusuyla doğrudan bir çatışmaya girmekten kaçınması gerekir. Ancak ABD'de NATO müttefiki Türkiye ile doğrudan çatışma riskini alabilecek derecede rasyonelliğini yitirmiş aktörler var mıdır sorusuna, kesin bir şekilde "yoktur" cevabını vermek de kolay değil. Zira 15 Temmuz darbe girişimi, FETÖ ve PKK/YPG konusunda Washington'un politikaları hep bu rasyonelliğin kaybolduğunun işaretleri.
Türk-Amerikan ilişkilerinin rasyonalitesini anlamak için iki ülke arasında güvenlik ortaklığının kurulduğu yıllara bakmak gerekir.
İki ülke ilişkilerinde Kore Savaşı'nın çok önemli bir yere sahip olduğu herkes tarafından bilinir. Kendi güvenliği için NATO'ya üye olmak isteyen Türkiye, ABD'nin Doğu Bloku'nu çevreleme politikasının cephelerinden biri olan Kore'ye asker göndermişti.
Sovyet tehdidinden kurtulmak için yollar arayan Türkiye'nin ABD'ye yakınlaşması aslında bundan daha önce başlamıştı. İkinci Dünya Savaşı sonrasında dönemin iki süper gücünden biri olarak ortaya çıkan Sovyet Rusya'nın tehditlerine karşı kendi kapasitesini yetersiz gören Türkiye, Washington'un desteğine ihtiyaç duymuştu. Bu yakınlaşmanın NATO üyeliğine varması için ise Türkiye'nin ABD'nin yanında Kore'ye asker göndermesi gerekmişti.
Bu tespitler de gösteriyor ki, Türkiye ile Amerika arasında kurulan bir güvenlik ortaklığıydı. Ankara ABD'nin blok politikasına destek vermek için Kore'ye asker göndermişti, Washington ise buna karşılık Türkiye'yi NATO'nun koruyucu şemsiyesi altına almıştı.
İlk bakışta her iki tarafı da tatmin eden bir ilişki olarak görülebilir bu ortaklık, ancak aslında başından itibaren sakat temeller üzerine kurulmuş bir ittifaktı söz konusu olan. En azından Washington'un bu ittifaka yüklediği anlam sorunluydu.
Bu ittifakla Türkiye'yi kanatları altına aldığını düşünen ABD, Ankara'yı hiçbir zaman eşit ve egemen bir ortak olarak görmedi. Bu bakış açısı Washington'un yeri geldiğinde darbeleri teşvik ederek Türkiye iç siyasetine müdahaleleri de meşru görmesine yol açtı.
Bu ilişkide esas olan Türkiye'nin değil güçlü taraf olan ABD'nin çıkarlarıydı. Türkiye siyasetini dizayn etmenin bir aracı darbeler iken, zamanla PKK gibi terör örgütleri de bu araçlardan biri hâline geldi.
Yoldan çıkan, "ekseni kayan" Türkiye'nin yeniden yörüngeye yerleştirilmesi için gerektiğinde PKK'nın da kullanılabileceğinin sayısız örneğine şahit olduk.
Sonuç olarak, Kore'ye asker gönderen Türkiye bunun karşılığında ABD'nin kendisini Sovyet yayılmacılığına karşı koruyacağını düşünüyordu, şimdi ise hem Türkiye'nin artık böyle bir korumaya ihtiyacı yok hem de Ankara artık ABD'nin Türkiye'nin güvenlik kaygılarını önemsemediğini açık bir şekilde biliyor.
Egemen eşit taraflar arasında bir ilişki olarak başlamayan Türk-Amerikan güvenlik ortaklığı hiçbir zaman bir güven ilişkisi olmadı ve Washington'un tercihleri yüzünden bundan sonra da olmayacak gibi.
 
Bu yazı ilk defa Türkiye Gazetesi'nde yayınlanmıştır.