Yorumlar

İran'daki Protestolar Ülke Siyasetini Nasıl Etkileyecek?

28 Aralık 2017 günü ekonomideki kötü duruma tepki amacıyla İran'ın önemli dini merkezlerinden biri olan Meşhed'de başlayan hükümet karşıtı gösterilerin çok çabuk bir şekilde rejim karşıtı öğeleri kapsayacak şekilde yayılması Tahran'daki otoriteler de dahil olmak üzere pek çok siyasal aktörü hazırlıksız yakaladı. "Protesto" mefhumunun kendisi İran siyasal tarihi ve kültürüne uzak olmasa da son günlerdeki protestolar pek çok açıdan öncüllerinden farklıydı.
Daha önceki protestolar ister 2009 Yeşil Hareketi ister 1979 İslam Devrimi isterse de 1951 Petrolün Millileştirilmesi hareketi olsun Tahran merkezli ve orta sınıfların katılımıyla karakterize edilen hareketlerdi. Son protestolar ise alt sınıfların iştirak ettiği ve vilayetlerin periferisinde yer alan küçük şehirlerde revaç bulan eylemler olarak temayüz etti.
Eylemciler ise 2009 protestolarında olduğu gibi belirli bir siyasi hedefe sahip olan kişilerdeğil İran İslam Cumhuriyeti'ne ilişkin bütün siyasi sembolleri hedefine koyan, alternatifve tutarlı bir program önermeyen, savruk öfke patlamaları yaşayan 20-25 arası gençlerden oluşuyor. Bir yandan "Kahrolsun diktatör" sloganları atarken diğer yandan ise İran'ın eski diktatörlerinden Rıza Şah için "Ruhun şad olsun" demeleri zaten ne kadar eğreti bir profile sahip olduklarını gösteriyor.
Eylemlerin bir başka ayırt edici noktası ise geniş halk desteğinden yoksun olmalarıydı. 2009'da olduğu gibi milyonların sokaklara taştığı kitle gösterilerinden ziyade en kalabalık oldukları yerlerde bile sayıları ancak binlerle ifade edilen, büyük şehirlerde en fazla 100-150 kişilik gruplar halinde dağınık eylemlerde bulunan eylemciler söz konusuydu. Hülasa Batı medyasında koparılan gürültüye karşılık gelecek gerçek bir kitle hareketi mevcut değildi. Bütün bu veriler ışığında protestoların siyasal sistemin temelini sarsması ve büyük bir siyasal kriz yaratması beklenemezdi.
Nitekim öyle de oldu ve protestolar kısa bir sürede etkisini yitirerek akim kaldı.
Başta İran'ın dini lideri Ali Hamaney olmak üzere yargı mensupları, cuma imamları ve devrim muhafızları komutanları gibi genel olarak müesses nizamın temsilcileri protestoların "dış mihrakların oyunu" olduğu iddiasını savunuyorlar. Hükümet yanlıları ve reformistler ise protestocuların şiddeti araçsallaştırmalarını reddetmekle birlikte ülkede ekonomi ağırlıklı sorunların olduğunu ve protestocuların motivasyonları arasında bu sorunlardan kaynaklanan öfkenin bulunabileceğini kabul ediyorlar. Cumhurbaşkanı Ruhani, "Bütün eylemciler dışarıdan emir almıyorlar" derken protestonun hak olduğunu ve sorunları İran halkıyla birlikte çözeceklerini ifade etmiştir. İki taraf arasındaki söz konusu yaklaşım farkı önümüzdeki dönemde İran'da yaşanacak iç siyasete dair gelişmelerde de belirleyici olacak gibi görünüyor.
Protestoların sokakta yarattığı hararet diniyor gibi gözükse de siyasal seçkinler ve kurumlar arasındaki mücadelede bir müddet daha yakıcı bir gündem oluşturmaya devam edeceği söylenebilir. Bu bağlamda Devrim Muhafızları Komutanı Muhammed Ali Caferi'nin protestoların ortaya çıkışında "eski bir yetkilinin dahiliyeti"ni araştırdıklarına dair sözleri eski Cumhurbaşkanı Ahmedinejad'ı işaret ettiği şeklinde yorumlanıyor.
Ahmedinejad son aylarda Yargı Gücü Başkanı Sadık Amoli Laricani ile yaşadığı polemik ile gündemdeydi.
Son cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olmasına da Muhafızlar Konseyi tarafından izin verilmeyen, müesses nizam ile kavgalı olan Ahmedinejad'ı son protesto olaylarının ardından daha da zor günlerin beklediği öngörülebilir.

HAMANEY'DEN SONRA KİM GELECEK?
İran'ın bir başka iç siyaset gündemini ise şimdiki dini lider Hamaney'in ardından bir sonraki dini liderin kim olacağı tartışması meşgul ediyor.
Hamaney'in ilerleyen yaşı ve yaşadığı bazı sağlık sorunları bu tartışmanın temelinde yatan sebep. Bu noktada Cumhurbaşkanı Ruhani'nin de söz konusu makama talip olduğu konuşulanlar arasında. Son protestolar Ruhani'nin bu konudaki planlarını olumlu ya da olumsuz etkileyebilir. Geçtiğimiz aralık ayında yaptığı bir konuşmada hükümetin hazırladığı yeni yıl bütçesine ilişkin halkın eleştirilerini anlayışla karşıladığını söyleyen Ruhani 17 kurumun bütçeden pay aldıklarını ancak bu paralarla ne yaptıklarının hesabını vermediklerini söylemiştir. Ruhani'nin bu sözleriyle devrim muhafızları ve aşırı muhafazakâr din adamlarına yakın kurumları kastettiği sır değil. Ekonomik sorunların temelinde kötü yönetim ile birlikte şeffaflık ve hesap verebilirlik eksikliği gibi faktörleri tespit eden Ruhani'nin bu yapıyı ıslah etmek için protestoları bir fırsat olarak kullanmaya çalışacağı söylenebilir. Bu yüzden Ruhani protestoların arkasında "yabancı bir el" olduğuna dair iddiaları tek geçerli açıklama olarak kabul etmemiştir.
Buna mukabil Ruhani karşıtı muhafazakârlar ise protestoların "dış güçler"in yönlendirmesiyle ortaya çıkan bir "fitne" hareketi olduğu hususunda ısrar edeceklerdir. Bu noktada da Batı ile ilişkileri iyileştirmeyi temel dış politika önceliklerinden biri haline getiren Ruhani hükümetine sorumluluğu yükleyerek onu yıpratmaya çalışacakları söylenebilir.
Diğer taraftan ekonomideki kötü gidişatın faturasını da Ruhani'ye kesmeye ve dolaylı olarak protestoların sorumluluğunu da ona yüklemeye çalışacaklardır.
Aslında protestolar ilk olarak Meşhed'de başladığında ve henüz hükümet karşıtı bir durumdayken Ruhani'nin en sert muhaliflerinden olan kentin Cuma İmamı Ayetullah Ahmed İlmulhuda göstericilere destek vermiştir. Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı İshak Cihangiri de hükümet muhaliflerinin ekonomiyi bahane ederek gösterileri kışkırttıklarını ancak olayların kontrolden çıktığını ve kendi kendilerine zarar vereceğini söylemiştir. Nitekim İlmulhuda gösterilerin çığırından çıkması üzerine söylem değiştirerek göstericilere müdahale edilmesini istemiştir. Öyle görülüyor ki İran'da protestolar bitse bile yankıları bir müddet daha devam edecektir.

 

Bu yazı ilk defa Sabah Gazetesi'nde yayınlanmıştır.